Osmanlı’nın en küçük savaşı; Broken Hill

Çakma tarih öğretileri dizisi“nin en önemli öğelerinden biridir Broken Hill harbi. Teorik olarak Osmanlı İmparatorluğu ile Avustralya arasında, Avustralya topraklarında yaşanmıştır.

1. Dünya Savaşı sırasında, Halife “Cihad” çağrısı yapınca, Avustralya’da yaşayan iki Osmanlı tebası, valiye gidiyor. Halife’nin Cihat çağrısı yaptığını ve savaşmak için yurtlarına dönmek istediklerini belirtiyorlar. Vali, asker sevkiyatı nedeniyle, gemilerde boş yer bulunmadığı için, onları geri çeviriyor. İki kafadar da, Müslüman adetlerine göre artık orada misafir olmadıklarını ve Avustralyalılara savaş açtıklarını ilan ediyorlar. Vali, istedikleri yerde savaş açmalarını söyleyince de, iki kafadar her şeylerini satarak bir mitralyöz alıyor, asker trenini gözlemeye başlıyor. Tren gelince de basıyorlar kurşunu, tarıyorlar da tarıyorlar treni. Trenden inen askerler bizim kahramanlarımızı öldürüyor, ama bu arada 21 ölü ve 14 yaralı veriyorlar. Olay ilginç olduğu için aklıma yazmış ve bu konuda ilerde bir şeyler yapmayı kafama koymuştum.

“Şafak Günlükleri” çizgi roman dergisini çıkartmaya niyetlendiğimizde, hikayeyi yeniden araştırdım ve olayların hiç de o zaman okuduğum gibi yaşanmadığını anladım. Önceki rastladığım ucuz hamaset sitesi ile sonra okuduklarım arasındaki en önemli fark; bizim kafadarların (kasap Molla Abdullah ve dondurmacı Gül Muhammed) asker trenine değil, yeni yıl kutlaması için Silverton’a pikniğe giden sivil bir trene saldırmalarıydı. Mitralyözleri de yoktu. Sadece tüfek kullanmışlardı. Dört kişiyi öldürmüş, yedi kişiyi yaralamışlardı.

Olayı derinlemesine araştırdığımda, hani derler ya, “mide bulandırıcı” bazı ayrıntılar buldum. Örneğin iki kafadarın Urdu’ca yazılmış olan son mektupları, onlar öldükten sonra, bir madenci tarafından bulunmuştu.

Okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir dönemde, okuma yazması olup, kaçak kesimle hayatını kazanan bir kasap ve bir dondurmacı vardı ortada. Üstelik fotoğrafta gördüğünüz gibi (“rık’a”sı) el yazısı da oldukça düzgün sayılabilecek bir dondurmacı. Belki hattat olamaz ama rahatlıkla katiplik mesleği yapabilecek bir dondurmacı.

Sonra bu ikili, dünyadan habersizdiler. Sultan Abdülhamid’den “Cihad” ilan eden kişi olarak bahsediyorlardı ki, “Cihad” ilan eden kişi Sultan Reşad’tı. Önemli bir ayrıntı daha var. Dondurmacı olan Gül Muhammed “Eğer toplar ve kurşunlar parçalamazsa, onun bana verdiği emri kuşağımda bulabilirsiniz” diyor. Belgenin bulunmamasının hiçbir önemi yok. Çünkü öyle bir belgenin olması imkansız.

Broken Hill itiraf mektupları

Esas soru şu; Şehit olmak için yola çıkan bir adam neden yalan söyler? Kaybedecek neyi vardır ve bu yalan kime karşı, neyin affettiricisidir? Onu da geçelim, şehit olmak için yola çıkan birisi, neden kadın ve çocukların bulunduğu pikniğe giden bir trene saldırır, gözü kapalı kurşun yağdırır?

Olaya farklı bir yerden bakarsak, bambaşka bir manzara görürüz. Cihad çağrısına uyarak Osmanlı Bayrağı açıp, tren tarayan bu iki kişi, Osmanlı tebasına ait olmayıp, Afgan’lıdır (aslında Pakistanlıdır). Bu sırada Afganistan Kralı, oldukça oynak bir politika izlemektedir. Bir Alman heyetinin Afganistan’ı kendi yanına çekmek için yola çıktığı bilinmektedir. Stratejik açıdan Afganistan, İngilizlerin, kaybını kabul edemeyecekleri bir bölgedir. Bu kadar utanç verici bir saldırıyı gerçekleştiren iki Afganlı sebebiyle bir savaşa girilirse, verilebilecek çok sert yanıtlar bile kabullenilebilecek ve “orantısız güç kullanımı” göz ardı edilebilecektir. Bunun verdiği gözdağı bile Afganistan Kralı’nın durumu yeniden gözden geçirmesine neden olacaktır. Nitekim öyle de olmuş ve Afganistan savaşta kesinlikle tarafsız kalacağını ilan etmiştir.

Diğer yanda ise neden dünyanın diğer ucuna savaşmaya gittiklerini bilmeyen bir sürü genç vardır. Bu arada hemen bir açıklama getirelim. Anzak olarak dilimize geçen ANZAC’ın açılımı “Australian and New Zealand Army Corps”dur. Yani bu insanlar, güç kullanılarak, arkalarında süngüyü hissederek saldırmak zorunda olan sömürge askeri tipi dışındadırlar. O zaman “özgürlük ve demokrasi getirmek” diye bir kavram bulunmadığından, bu gençler, biraz macera, biraz da dünyayı gezmiş olmak için orduya katılmışlardı. Zaten Mısır’daki eğitimlerinin çoğunu da genelevlerde yapıyor, çeşitli batakhanelerde çıkardıkları kavgalara “Wozzer savaşları” adı veriliyordu.

Broken Hill'de kullanılan bayrak ve silahlar

Şimdi biraz farklı analiz edelim olayımızı. İngilizler, Anzac’ların biraz gayretli savaşmalarını istiyor. Ortada bir de Afganistan meselesi var.

Dünyada Müslümanları ve Müslümanlığı en iyi analiz etmiş ve bunu çıkarları doğrultusunda en iyi kullanmış millet İngilizlerdir. Bu konuda yetişmiş bir İngiliz gizli servisi ajanı Avustralya’ya, etütler sonucu işe en elverişli olan bu iki garibanın yaşadığı bölgeye gönderildi diyelim.

Bir süre sonra ajan, bölgedeki bütün Müslümanlarla bağlantı kuruyor. Tabi bizimkilerle de. Onlara Halife’den selam ve görev getirdiğini söylüyor. Halife’nin emri büyük ihtimal “İngiliz keferesinin emrinde savaşmaya kalkarlarsa evlerinde dahi vurulacaklarını göstermek” ya da buna benzer bir şey. Hayattan bıkmış bir kaybeden için ne büyük bir şeref ve ödülden bahsediyoruz. Hem halifeden direk emir alıyorlar, hem de şehit olma şerefine nail olacaklar. Bu arada arkada kalan ailelerine de bakılacak. Koca halife bu. Böyle önemli bir görevi verdiği adamların ailelerini zebil edecek değil.

Ajan silahları temin ediyor ve gerekli mektubu da yazıyor. Artık işlem tamam sayılır. Bir de olayın yarattığı etkiyi büyütme gereği var. Gerçekten asker trenine saldıran iki kişi insanlara ne ifade eder. İki intihar komandosu. Ya savunmasız kadın ve çocuklara saldıran iki cani? İşte bu, insanları gerçekten bir şeyler ifade eder.

Elbette ki eğlenmeye gitmiş Anzac’lar, arkalarında bıraktıkları yurtlarında bu vahşeti yaratan adamların ülkesine gidip, yaptıklarını onlara ödetme hevesine kapılacaktır. Savaş yüzü görmemiş bir ülkenin gençlerinin, yaşanan büyük kıyıma rağmen, Çanakkale’de, sadece kraliçenin onurunu korumak için bu denli cesur savaşmaları da, pek mantığa uymaz zaten.

Olay hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz Yetkin İşcen’in bu konudaki yazılarına başvurabilir yada google’da Broken Hill 1915 diye araştırma yapabilirsiniz.

Neden bilmem, Londra isyanlarını, galeyana gelmiş yağmacıları ve centilmen, kibar, anlayışlı, İrlanda tecrübeli İngiliz polisinin böylesine çaresiz kaldığını duyunca, aklıma bu olay geldi. Sanırım bu olaydan sonra ekonomik kriz dolayısıyla gittikçe artan işsiz yabancılara ve sömürge halkları olduğu için ister istemez kabullenilmiş zenci göçmenlere karşı bazı önlemler alınacaktır. Ne de olsa hem İngiliz kamuoyu, hem de dünya kamuoyunun gözünde hak ettiler.

Kutsi Akıllı

 

One thought on “Osmanlı’nın en küçük savaşı; Broken Hill”

  1. Bu konu ile ilgili en büyük kaynak Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir Beyefendidir. Dışişleri Bakanlığından adresini bulabilirsiniz. Bu konuda derin araştırmaları vardır ve sanırım bir kitap da yazmıştır. Hatta oraya yani Broken Hill’e bir anıt da yaptırmak istemiş ancak Türkiyeden Avustralyaya giden Ermeni tebası ile işbirliği halindeki aklı evvellerimiz buna engel olmuşlardır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *