Behzat Ç; Seni Kalbime Gömdüm

Behzat Ç ile 5. bölümünde tanıştım ve izlediğim tek yerli dizi haline geldi. Onu diğer dizilerden ayıran önemli bir özelliği vardı; Gerçeklik duygusu. Dizideki karakterler idealize, mükemmel karakterler falan değildi. Başrolde alkolle yakın ilişki kuran, kızının ölümü dolayısıyla psikolojik problemler yaşayan, işine gerçekten bağlı, futbolcu eskisi, işi dışında hiçbir hobisi olmayan, aksi bir polis vardı. Tabi böyle polisin sigara bağımlısı olmaması da düşünülemezdi ama RTÜK dolayısıyla elinde sadece 33’lük, “dayı tespihi” tabir edilen tespihi bulunuyordu. Ekibindeki diğer kişiler de, farklı arızalar taşıyor ama toplumsal yaşamın getirdiği travmaları ve şizofreni duygusunu mümkün olduğu kadar gömmeye çalışarak, işlerini yapıyorlardı.

Kimsenin ak kaşık olmadığı, psikolojik profillerin Türkiye’de hiçbir dizide görülmeyen derecede açık ve iyi verildiği, yürüyüş sahneleriyle ya da uzun manzara dolaşmalarıyla “olay bulamadık biraz daha oyalayalım da vakit dolsun”a gitmeyen, Türk insanı gibi konuşan ve yaşayan tiplerin hikayesiydi Behzat Ç. Türkiye’nin İstanbul’dan başka büyük şehirleri ve bu şehirlerin de ayrı karakteri olduğunu anlatan, toplumun neredeyse bütün katmanlarına dokunan, accık sol görüşlümsü, kenar mahallenin gerçek sorunlarına dokunmayı beceren, devlet içindeki gizli yapılanmalara ve çıkar gruplarına değinen bir dizi. Üstüne “tabanca gibi” sağlam müzik yapan Ankaralı gruplardan Pilli Bebek’in müzikleri ve güzel müzik kullanımı da eklenince, tadından yenmez bir ziyafet çıkıyordu ortaya. Tamam, kusursuz değil ama, sonuçta bir haftada çekilip montajlandığı göz önüne alınırsa, insan bir sürü şeyi kolaylıkla görmezden gelebiliyor.

Serdar Akar’ın uzun müddet üzerinde çalışıp, dantel gibi işlemesiyle ortaya çıkmıştı dizi. Etrafta gözükmeyen, hiç biri başrol oynamamış oyuncularla bir anda A ve AB kitlesinin gözdesi haline geldi. Yaklaşık 2 saatlik sezon finali ise, onu sevenlerin gözlerini yaşartacak kadar mükemmeldi.

Bu haz duygusunun zevki ile dizinin tekrarları izlenirken, büyük bir heyecanla film bekleniyordu.

Ve film geldi. Fazla da kimsenin olmamasını, böylece iyi bir yerden film izlemeyi ümit ederek, cumartesi 11.45 matinesi için Kanyon Cinebonus’a gittim. Sağ olsunlar onlar da  dvd’sini almak, televizyonda yayınlanmasını beklemek ya da internetten korsan indirmek yerine, sinemaya geldiğim için, pek hoş karşıladılar. Yirmi beş dakika civarı reklamı izlettirip, bunun için fazladan bir kuruş bile istemediler. İnsanların nasıl harcayacaklarını bilemedikleri yirmi beş dakika için bu kadar hoş, yaratıcı ve promosyonel bir yöntem bulmaları beni gerçekten mutlu etti. Bu promosyonların, sinemaya giden seyirci sayısına büyük katkıda bulunacağını düşünüyorum.

Nihayet film başladı ve seyrettim. Ne mi düşünüyorum? Maalesef beni hayal kırıklığına uğrattı. Dizinin her bölümü bir televizyon filmi olabilecek düzeydeydi ama Behzat Ç. sinema perdesine bir türlü oturamadı. Hayır, giden parama yanmıyorum çünkü gerek internetten, gerekse televizyondan büyük bir zevkle seyrettiğim bu dizinin yaratıcılarına ve oyuncularına feda olsun! Derdim, çok daha iyi yapılabilecek bir şeyin, sanki heyecanlanılarak berbat edilmesi. Hani derler ya “Sakınan göze çöp batar”, aynen öyle olmuş gibi geldi.

En başta, senaryo oturmamıştı. Belki kitabında her şey çok iyi anlatılıyor ama biz kitabı okumadık. Bir çok açık ve senaryo hatası olarak nitelendirilebilecek nokta vardı.

Sonra zorlamalar. Örneğin Red Kit’in insanları canlı canlı gömme olayını herkes, çok da tutarlı olmayan sebeplerle, üstüne alınıyor. Behzat’la Songül, birbirini sinirden ısıracakmışçasına kızgınken, bir sonraki sahnede, meyhanede, tatlı tatlı kadeh tokuşturuyorlar. Eğer bir şeyi zorlayacaksanız, önceden ona göre pozisyon yaratırsınız, sonra üzerine gidersiniz. Vakit mi yetmedi, o zaman daha uzun olacaktı film. Ya da bazı ayrıntılardan vazgeçilecekti.

Ben bu pek popüler olan, “filmde muhakkak bir tane de güzel kız oynatalım, gişeyi arttırır” muhabbetini hiç anlamıyorum. Bunun inanışın yanlış olduğuna dair binlerce örnek sunabilirim. Bir çok filmde, bir tane ünlü ve güzel kadın oyuncuyu sokmak için filmler zedelenmiş, bozulmuştur. Bu film gibi. Cansu Dere oturmamış bu filme. Eğreti kalmış. Sanki Behzat Ç gibi bir dizinin, ıskalayan bir aşk hikayesine daha ihtiyacı varmış gibi bu konu da araya sokulmaya çalışılmış. Cansu Dere, ilişki dışında, filmdeki yeri ve filmle kurduğu ilişki açısından da çok zorlanmış. Amerikan filmlerindekine benzer bir doku ve tatla filme yerleştirilmiş.

Diyaloglar kopuk. Olay örgüsü takip edilirken zorlanılıyor ama bunun nedeni akıl oyunları ya da zekice senaryo değil. “Bak bunların hepsini anlatmak zorundayız, o kadar olacak” der gibi film. Tabi böyle olunca, bir sürü ayrıntı da karşımıza, “Nasreddin Hoca leyleği”gibi çıkıyor.

Dizideki o doğal oyunculuklar abartılıp, karikatürize edilmiş.  İçimize işleyen samimiyet duygusu sanki plastik bir torbaya alınmış. Diziyi o denli etkili kılan müzik kullanımını ise filmde hiç hatırlamıyorum.

İnsan ister istemez “niye ki” diye soruyor. Hani Serdar Akar başarısız bir yönetmen olsa, tamam. Dizinin diğer bölümlerini seyretmemiş olsak, senaryoları bilmesek, oyuncuların kabiliyetlerini bilmesek, karakterleri bilmesek o da tamam da, biliyoruz işte. Belki de dizi, Türkiye’ye göre çok yüksek standartlarda olduğu için, film, biraz hayal kırıklığı yarattı.

Tavsiyem, bütün bunlara rağmen filme gidin. Özellikle de bu yazıyı okuyup, Behzat Ç’yi daha önce izlememiş olanlar. Filmde ilk defa tanışacağınız ve gelecek sezon size Behzat Ç. izletecek kadar çok şey var. Dizinin takipçileri için ise, “idare eder” diye nitelendirilebilecek yeni bir bölüm.

Ben hala Behzat Ç. hayranıyım ve sezonu dört gözle bekliyorum. Bu film bence, ilişkideki bir aldatma değil, sadece sakarlık yüzünden yaşanan bir yanlış anlaşılma gibi.

Behzat Ç, çok zor koşullarda ayakta kalmayı başardı. Televizyon standartlarına aykırı bir çıkış yaptı ve herkesten farklı bir belkemiği üzerinde yürüdü. Onun bu başarısına, bir nebze olsun yardımcı olunması gerekli. Aksi halde, emrinde dönemin en büyük imparatorluğu, dolayısıyla milyonlarca olağanüstü hatun olan bir imparatorun, hatundan başka derdi olmadığı ve vasat sayılabilecek hatunlar için yapmadığını bırakmadığı iddia edilen diziler seyretmek zorunda kalırsınız. Ya da alengirli telefon tutan yenge hastaları ile lise çağında ergen erkeklerin, uyumadan önce kurdukları  hayallerin canlandırıldığı prematüre Rambo dizilerini.

  Kutsi Akıllı

2 thoughts on “Behzat Ç; Seni Kalbime Gömdüm”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *